excursiones en estambul ve varllık ile hiclik342 evet arkadaslar sizlere en güzel yazıları yazn excursiones en estambul diyorki da- kürek çekmenin bu somut projesinden başka bir şey değilim, jenin kendisi, varlığımın bütünlüğü olarak, benim kökensel seçimimi ,7'“'6 şullar altında dile getirir. Bu projenin kendisi, bu koşullar altındaki },(j^ olarak kendi kendimi seçmemden başka bir şey değildir. Bu nedenle ■ yöntemin bu seçimin içerdiği ve dünya^içindeki-varlığının bireysel gi2it,j kaça bir şey olmayan bu temel imlemi ortaya çıkarmayı hedeflemesi gerej^^ ^ layısıyla bir öznenin çeşitli ampirik eğilimleri arasında yapacağımırbirlj^ ma aracılığıyla bunların hepsinde ortak olan temel projeyi keşfetmeye ve çıkarmaya çalışacağız — yoksa bu eğilimlerin sıradan toplamı ya dayenidjj^ leştirilmesiyle değil: kişi, bunların her birinde bütünüyle vardır.
Doğal olarak, sonsuz sayıda mümkün proje vardır, tıpkı sonsuz sayıda mju kün insan olduğu gibi. Bununla birlikte bunlar arasında bazı ortak vasıllanı, bul edecek ve bu vasıfları daha geniş kategoriler halinde sınıflandıracaksakoi), ce daha kolayca inceleyebileceğimiz durumlar üzerinde bireysel sorujıunnaij, yapmamız gerekir. Bu soruşturmalarda şu ilkeyi rehber alacağız: apaçık bir j. dirgenemezlikle karşılaşmadıkça durmamak, kendisine doğru atılımda bultj. lan amaç, söz konusu öznenin bizatihi varlığı olarak görünmedikçe asla bajb gıç projesine ulaştığımıza inanmamak. Bu nedenle, Heidegger’in kurmak istet ği gibi, “kendinin otantik projesi” ve “kendinin inotantik projesi” türünden sınıf kandırmalarda duramayız. Böylesi bir sınıflandırmanın etik bir kaygının izleı taşıması bir yana, bu sınıflandırma yaratıcısına rağmen ve bizatihi terminoloji siyle, sonuçta öznenin kendi ölümü karşısında takındığı tavırda temellcndü Ama ölüm iç daraltan bir tedirginlikse ve bu yüzden tedirginlikten kaçabiy ya da kararlılıkla onun içine atılabiliyorsak, bunun nedeninin yaşama bağblf mız olduğunu söylemek mâlûmu ilâmdır. Bu nedenle, ölûmkarşısmdadujTİ tedirginlik, nihai karara ya da inotantikliğe kaçış varlığımızın temel projeletil rak düşünülemez. Tersine, ancak yaşamanın bir ilk projesinin temelinde,! varlığımıza ilişkin kökensel bir seçim üzerinde anlaşılabilir. Dolayısıyla bet rumda, Heideggerci hermönetiğin sonuçlarının daha da temel bir projeye d ötesine geçmek gerekir. Gerçekten de, bu temel proje, başkaca hiçbir pr göndermemek ve tamamen kendisiyle kavranmak zorundadır. $u halde t mel proje ne ölümü, ne yaşamı, ne de insanlık-dürumuna ilişkin herhangi kel özelliği ilgilendirebilir: bir kendi-içinin kökensel projesi mah varlığı def alabilir; nitekim varlık projesi ya da varlık arzusu ya
1^ jjir farklılaşmadan ya da ampirik bir olumsallıktan kaynaklanmaz; kendilin varlığından ayrılmaz. Kendi-için, gerçeklen de, varlığı, varlık projesi ola-, İrendi varlığı içinde soru olan bir varlıktır. Kendi-için olmak, bir değer imi aldaki bir mümkün olan aracılığıyla ne olduğunu kendine duyurmaktır. MUm-n olan ve değer kendi-içinin varlığına aittir. Çünkü kendi-için ontolojik yön-j, variliz eksikliği olarak betimlenir ve değerin, eksikliği çekilen varlık bütünlü-, olarak kendi-için’e musallat olması gibi, mümkün olan da onda eksik olan şey arakkendi-içine aittir. Kitabımızın İkinci Kısmında eksiklik terimleriyle dile ;tirdığimiz şey, özgürlük terimleriyle de pekâlâ ifade edilebilir. Kendi-için ek-klik olduğu için seçer, özgürlük eksiklikle bir ve aynı şeydir, özgürlük, varlık ksikliğinin somutlaşan varlık kipidir. Şu halde, ontolojik yönden, değerin ve nûmkûn olanın ancak varlık eksikliği olarak varolabilen bir varlık eksikliğinin çsel sınırları olarak varolduklarını söylemek — ya da özgürlüğün, belirirken ioıdı için mümkün olanları belirlediği ve bizatihi bu yoldan da kendi değerini çerçevelediğini söylemek aynı şeydir. Bu nedenle daha yukarıya çıkamayız ve varlık projesine ulaştığımız anda apaçık indirgenemezle karşılaşınz, çünkü besbelli bir şeydir ki varlıktan daha yukarıya çıkmak mümkün değildir; varlık projesi, mümkün olan ve değer ile varlık arasında hiçbir fark yoktur, insan, temelde, varlık arzusudur ve bu arzunun varlığı ampirik bir tümevarımla gösterilme-mclidir; bu arzunun varlığı kendi-içinin varlığmının a ptiori olarak betimlenmesinden çıkar, çünkü arzu eksikliktir ve kendi-için, varlık eksikliğini kendi kendinde taşıyan varlıktır. Şu halde ampirik olarak gözlenebilen eğilimlerimizin her birinde ifadesini bulan kökensel proje, varlık projesidir, ya da, dilerseniz, her ampirik eğilim, kökendeki varlık projesiyle sembolik bir ifade ve doyum münasebeti içindedir, tıpkı, Freud’da, bilinçli eğilimlerin komplekslere ve kökensel libidoya kıyasla oldukları gibi. Zaten bunun nedeni, varlık arzusunun önce olması ve daba sonra aposteriori arzular aracılığıyla ifade edilmesi değildir; varlık arzusu somut arzuların içinde bulduğu sembolik ifade dışında hiçbir şey değildir. Önce bir varlık arzusu, sonra da bin tane tikel duygu yoktur, ama varlık arzusu ®cak, kıskançlık, cimrilik, sanat aşkı, korkaklık, cesaret içinde ve bunlarla varolup ortaya çıkar, bu bin türlü olumsal ve ampirik ifadeler, insan-gerçekliğini ber zaman/alanca bir insan aracılığıyla, tekil bir kişi aracılığıyla tezahür eder S'bi gösterirler.
®uarzunun nesnesi olan varlığa gelince, onun ne olduğunu a priori olarak bi-
liyoruz. Kendi-için, varlık eksikliğini kendi kendinde taşıyan varlıktır, içinin eksikliğini çektiği varlık, kendindedir. Kendi-için, kendindenin kj olarak belirir ve bu hiçleyişi kendindeye yönelik proje olarak tanımlar; hjçiç'^ kendinde ile kendisine doğru atılımda bulunulan kendinde arasında, ken(lı,|ç| hiçliktir. Böylece, ben olan hiçleyişin hedefi ve amacı, kendindedir. Böylecç san-gerçekliği kendinde-olmak arzusudur. Ama insan-gerçekliğinin arm^ kendinde, rastladığı ve hiçlediği kendindeyle her noktada kıyaslanabilecek mamen olumsal ve saçma olan kendinde olamaz. Hiçleyiş, daha önce degördüi gerçekten de olumsallığına karşı kendini hiçleyen kendindenin isyanına ben^j, Bedeni ele aldığımız bölümde gördüğümüz gibi, kendi-içinin olgusallığınıvar(|. tiğini söylemek, hiçlemenin bir varlığın varlığını temellendirmek için ginjtı beyhude çaba olduğunu ve hiçliğin varlığa girdiği küçücük zaman farkına yol açan şeyin kurucu mesafe alma edimi olduğunu söylemektir. Şu halde kendı-içj. nin arzusunun nesnesini oluşturan varlık, kendi kendisinin temeli olan birken, dindedir, yani kendi-içinin kendi motivasyonlannda olduğu gibi, kendi olgusaj. lığında da varolan bir kendindedir. Ayrıca, kendi-için kendindenin olumsuzlan, ması olduğundan, düpedüz kendindeye dönüşü de arzulayamaz. Hegel’deolt ğu gibi, burada olumsuzlamanm olumsuzlanması bizi başlangıç noktamıza dön-düremez. Tam tersine, kendi-içinin kendindeyi talep etmesinin nedeni, tamdı “Kendi-için halinde hiçlenmiş kendinde” olarak bütünlüğü bozulmuş bûtiinİ. tür. Başka türlü söylersek, kendi-içinin projesi kendi-için olarak olmaktır, ne s o olan bir varlık olmaktır; kendi-için, ne değilse o olan ve ne ise o olmayanvır-İlk olarak ne ise o olmaya doğru atılımda bulunur; bilinç olarak kendindenin geçirimsizliğine ve sonsuz yoğunluğuna sahip olmak ister. Kendindenin hiçknme-si, olumsallık ve olgusallıktan durmaksızın kaçış olarak kendi kendisinin temel olmak ister. Bu yüzden, mümkün olana doğru, genellikle, kendi-için-kendındi haline gelmek üzere kendi-içinde eksiklik olan şey olarak atılımda bulunulun' bu projeye yön veren temel değer tam da kendi-için-kendindedir, yani kem kendisinin salt bilincine vararak kendinde-varlığının temeli olan bir bilinç ok idealidir. Tanrı diye adlandırabileceğimiz şey de bu idealdir. Nitekim şunusf lemek mümkündür; insan-gerçekliğinin temel projesini en iyi bir biçimdefc ranılabilir kılan şey, insanın Tanrı olmaya doğru atılımda bulunan varlık ok sidir. Herhangi bir dinin mitleri ve ritüelleri sonradan nasıl şekillenirse şekil! sin. Tanrı önce, insanı nihai ve temel projesi içinde
.olarak İnsanın “yüreğinde duyulan”dır. Ve insan eğer Tanrı’nın varlığına iliş-j^.^pfeontolojik bir anlayışa sahipse, bu anlayışı ona kazandıran ne doğanın gör-görünümleri, ne de toplumun gücüdür: Tann, yani aşkınlığın en yüksek ve değer olarak, insanın kendisini olduğu gibi duyurmasının sınırını tem-jjicder. insan olmak. Tanrı olmaya yönelmektir; ya da dilerseniz, insan temelde pn olmak arzusudur.
Ama eğer böyle ise, eğer insan bizatihi belirişi içinde, kendi sınırına taşınır gi* (ıiTann’ya doğru taşınıyorsa, yalnızca Tanrı olmayı seçebiliyorsa, özgürlük ne [ıjle gelir? Çünkü özgürlük kendi kendisinin imkânlarını yaratan bir seçimden j^kabirşey değildir, oysa ki burada, insanı “tanımlayan” ve en başta yer alan [jnnolma projesi bir insan “doğası” ya da bir “öz” ile oldukça yakın bir akrabalık içindeymiş gibi görünüyor. Böyle bir itiraza tam da şu karşılığı vereceğiz; arzunun anlamı son kertede Tanrı olma projesi olsa da, arzu hiçbir zaman bu anlamla kurulmuş değildir, tersine, her zaman kendi amaçlarına ilişkin özel bir bu-luju temsil eder. Gerçekten de, bu amaçlar, özel bir ampirik durumdan hareketle kovalanırlar; hattâ durum halindeki etrafı oluşturan da bu kovalamacadır. Varlık arzusu, her zaman varlık tarzı arzusu biçiminde gerçekleşir. Ve bu varlık tarzı arzusu da, bilinçli yaşamımızın örgüsünü oluşturan somut arzulann sayısız çokluğunu ifade eder. Nitekim son derece karmaşık ve en azından üç aşamalı, sembolik yapılar karşısındayız. Ampirik arzunun içinde, kişiyi ve bu kişinin varlığı kendi varlığı içinde soru haline getirme tarzını temsil eden temel ve somut bir arzunun sembolize edilişini fark edebilirim; bu temel arzu da somut ve dün-ramn içinde olan kişiyi tanımlayan tekil durumun içinde, soyut ve anlamlı bir yapıyı ifade eder. Genel olarak varlık arzusu olan bu yapı, kişinin içindeki insan-^ırçekliği olarak, onun başkalarıyla birlikteliğini oluşturan, yalnızca benzeşmez bireylerin değil, insana özgü bir gerçeğin de varolduğunu olumlamaya imkân veren şey gibi düşünülmek zorundadır. Şu halde, mutlak somutlaşma ve tamlık, bütünlük olarak varoluş, özgür ve temel arzüya ya da kişiye aittir. Ampirik arzü bunun sembolize edilmesinden ibarettir. Ona gönderir ve anlamını ondan devinirken bir yandan da kısmi ve indirgenebilir olarak kalır, çünkü kendi tarafından kavranması mümkün olmayan arzüdur. Öte yandan, varlık arzusu, olma ar-^su soyut saldığı içinde, somut temel arzunun hakikatidir, ama gerçeklik vas-byla varolmaz. Böylece temel proje ya da kişi ya da insana ilişkin doğrunun öz-gerçekleşmesi her yerdedir, bütün arzuların içindedir (bir önceki bölüm-
