excursiones en estambul ve hiclik45 sizlere en güzel bilgileri yazan excursiones en estambul diyorki lenilen nesneyi gerçek anlamda etkilemediği açıktır: bu nesne dokunulmamış oij ' rak kalır (sahiplenilenin bir insan, bir köle, bir lahişe, vb, olması dışında), bu sahiplenilmişlik niteliği onu yine de imlemi içinde ideal yönden etkiler: kısaca sı, onun anlamı, bu sahiplenmeyi kendi-içine yansıtmaktır.
Eğer sahiplenen ve sahiplenilen, kendi-içinin varlık yetersizliğinde temelle, nen içsel bir ilişkiyle birleşiyorlarsa, mesele, bunların oluşturdukları çi/tındoğa-5inı ve anlamını belirlemektir. Nitekim içsel ilişki sentetik olduğundan, sahiple, renin ve sahiplenilenin birleşmesini gerçekleştirir. Bu, sahiplenen ve sahiplenj. enin ideal yönden tek bir gerçek oluşturdukları anlamına gelir. Sahiplenmek, tendine mal etme imi altında sahiplenilen nesneyle birleşmektir; sahiplenmek stemek, bu münasebet aracılığıyla bir nesneyle birleşmek istemektir. Böyl »zel bir nesneye duyulan arzu bu nesnenin basitçe arzu edilmesi değil, bu nes-leyle “sahiplenen-sahiplenilen” birliğini oluşturacak içsel bir münasebet aracılı-lyla birleşme arzusudur. Sahip olma arzusu, temelde, belli bir nesne karşısında elli bir varlık ilişkisi içindeki varlık arzusuna indirgenebilir.
Bu ilişki)d belirlemede, bilimcinin, sanatçının ve sporcunun davranışlan konumdaki daha önce yapılan açıklamalar bizim için çok yararlı olacaktır. Bu davra-ışlann her birinde, kendine mal edici belli bir tavır keşfettik. Ve her bir durum-î, kendine mal ediş şöyle bir olguyla belirginleşti; nesne bize hem öznel birken- i nden taşma, ortaya çıkma gibi, hem de bize kayıtsız olan bir dışsallıkla bizim ûnasebetimiz içindeymiş gibi görünüyordu. Dolayısıyla, benimki, beninraullak lelliği ile ben-olmayanm mutlak dışsallıgı arasındaki bir varlık ilişkisi olarak gö-nmüştü. Bu, aynı bagdaştırmacılık içinde, ben-olmayan haline gelen ben ve ben line gelen ben-olmayandır. Ama bu münasebeti daha iyi betimlemek gerekir, liplenme projesi içinde, kendisi olduğu imkândan bir hiçlik aracılığıyla aynl-ş bir “unselbststândig” kendi-içinle karşılaşınz. Bu imkân, nesneyi kendine mal le imkânıdır. Bunun dışında, kendi-içine musallat olan bir değerle karşılaşırız; değer, mümkün olanın ve kendi imkânı olan kendi-içinin özdeşlik içinde bir-nesiyle gerçekleşecek eksiksiz varlığın (yani burada, eğer ben kendim ve milletim özdeş olanın aynşmaz birliği içinde olsaydım gerçekleşecek olan varb^ın) îl göstergesi gibidir. Böylece, kendine mal etme, bir kendi-için ile somutbiı dinde arasındaki varlık münasebetidir ve bu münasebet, o kendi-için ile sahip len kendinde arasındaki özdeşleşmenin ideal ifadesinin tasallutu altındadır. Sahiplenmek, bir şeyin bana ait olmasıdır, yani nesnenin varoluşuna özgi
mhk nedeni sahiplenendir. Bu dolmakaleme sahip olmam şu ''bu dolmakalemdenim için varolmaktadır, benim için yapılmıştır. Za-olarak, sahip olmak istediğim nesneyi benim kılan da benim. Ya-
jll^el formu içinde, bana ait insanlara (evimde doğmuş olan köleler, hiz-jj) kendim için yaptırmış olduğum bir nesneyi sahiplenirim. Şu halde mülkiyete en yakın mülkiyet biçimidir, bu ilkel biçimden sonra, ken-jjleimeyi kökensel olarak oluşturan yaratım münasebetini en iyi biçim-jgıin ışığına çıkarır. Bu münasebet, işbölümünün en uç noktasına kadar jldûgû bir toplumda gizlenmiş, ama ortadan kaldırılmamıştır; sahiplendi-jsnebenim tarafımdan satın alınmıştır. Para, gücümü temsil eder; kendi isabiplenilmesinden çok, bir şeyleri sahiplenmeyi sağlayacak araç olması jousudur. Bu yüzden para, cimriliğin son derece özel durumu dışında, ta-aiın alma imkânı dolayısıyla silikleşir; para siliktir, nesneyi, somut şeyi neye yarar; yalnızca aktarımcı bir varlığa sahiptir. Ne var ki bana yaratıcı bir jlıigûrûnûr: bir nesneyi satın almak, bu nesneyi yaratmak için geçerli olan i bir edimdir. Bu yüzden para güçle anlamdaştır; yalnızca arzuladığımız jfiçekıen de bize sağlamaya elverişli olduğu için değil, ama asıl, arzumun ıfcıketkinliğini temsil ettiği için. Tam da şeye doğru aşıldığı, ötesine ge-jKSiûece olaya karıştırıldığı içindir ki, para, nesneyle aramda oluştur-Bsilıirli bağı temsil eder. Para özneden nesneye giden teknik bağlantıyı or-(ialdınr ve efsanedeki temenniler gibi, arzuyu dolayımsızcasma etkili kılar, izde para varken bir vitrinin önünde durun: orda sergilenen nesneler esa-îzıyanya size aittir. Böylece, kendi-için ve dünyadaki nesnelerin eksiksiz malasında para aracılığıyla bir kendine mal etme bağı kurulur. Arzu ola-îii,para aracılığıyla daha baştan şekil değiştirici ve yaratıcı olur. Böylece, iilnrsıradanlaşma içinde, özne ile nesne arasındaki yaratım bağı korunmuş % olmak, her şeyden önce, yaratmaktır. Ve o zaman kurulan mülkiyet ^dürülen bir yaratım bağıdır; sahiplenilen nesne, benim
kadar okuma ya da yazma alışkanlıklarımla bağlantı halindeki belli bir ışı^ı, ansıdır; lamba, kullanma tarzıma göre canlanır, renklenir, tanımlanır;!; kullanma tarzıdır ve ancak bu yoldan varolur. Çalışma odamdan, çalışmamdjJ^ yalıuldıgı bir mağazada bir sürü satılık nesne arasına konduğunda radikal bir l)j ] çimde “sönmüştür”, artık benim lambam değildir; hattâ genel olarak bir lambj ' bile değildir, kökensel maddeselliğine geri dönmüştür. Nitekim insani düzen içinde sahip olduklanmm varlığından ben sorumluyum. Mülkiyet aracılığıyb onları belli bir işlevsel varlık türüne kadar yükseltirim; sıradan hayatım bana ya. ratıcı olarak görünür, çünkü tam da mülkiyetin sürekliliğiyle, sahibi olduğum nesnelerin her birindeki sahiplenilmişlik niteliğini devam ettirir: benimle birlikte, etrafımdakilerin derlemini de varlığa sürüklerim. Eğer onlar benden kopartılır-larsa, tıpkı kolumun benden kopartıldığında ölmesi gibi ölürler.
Ama kökensel ve radikal yaratım münasebeti bir südur etme [emanation) münasebetidir. Descartesçı töz teorisinin karşılaştığı güçlükler, bu münasebeti bize keşfettirmek için orta yerde durmaktalar. Yarattığım şey -eğer yaratmak derken, varoluşa madde ve form getirmeyi anlıyorsam- benim kendimdir. Egervarolsay-dı, mutlak yaratıcının dramı kendiden dışarı çıkmanın imkânsızlığı olurdu,çünkü yarattığı şey onun kendi kendisinden başkası olamaz; gerçekten de bu yaratılan, -formu ve maddesi benden olduğuna göre- nesnelliğini ve bağımsızlığın nereden devşirecektir? Yalnızca bir tür atalet, yaratılanı benim karşımda yenidei oluşturabilir; ama bizatihi bu ataletin devreye girebilmesi için, benim kesintisi bir yaratım edimiyle yaratılanı varoluşta tutmam gerekir. Böylece, yalnızca keı dine mal etme münasebetiyle nesneleri yaratan olarak göründüğüm ölçüde, bı bu nesnelerim. Dolmakalem ve pipo, giysi, çalışma odası, ev, benim. Sahiple melerimin tamamı varlığımın tamamını yansıtır. Ben sahip olduhlanmım.Buf canın, bu biblonun üzerinde dokunduğum benim. Tırmandığım bu dağ, ûsies den geldiğim dağ olarak benim; ve onun zirvesine çıktığımda, vadiye ve çevre ki doruklara bakan bu geniş bakış açısını çabalarım pahasına “edindiğim” zan ben bakış açışıyım; ben, ufka kadar genleşmiş olarak panoramayım,çûnki panorama yalnızca benim aracılığımla vardır, benim için vardır.
Ama yaratım ancak kendi hareketi aracılığıyla varolabilen silik bir kavran Durdurulursa kaybolur. Kabul edilişinin en uç sınırlarında yok olur; ondayr nızca salt öznelliğimi bulurum ya da benimle artık
f gerçekleştirdiğimizi sandığımız şey de işte asıl budur. Sahiplenilen ^.jlııplenildiği ölçüde sürdürülen yaratımdır; ama yine de oradadır, kendi varolur, kendinde olandır; ondan vazgeçtiğimde, varolmayı bırak-' (idanaynldığımda, çalışma mekânımda, odamda, dünyanın bu yerinde be-’^jldr. Kökenden itibaren, nüfuz edilemeyendir. Bu dolmakalem bütü-.|;benim, öyle ki, onu benim edimim olan yazma ediminden bile aymamam.
yandan, yine de el değmemiştir, mülkiyetim [ma propriete] onu değişi-^jjıatmaz; mülkiyet benden ona uzanan ideal bir ilişkiden ibarettir. Bir bakı-,jj]iiilkiyetimin kullanıma doğru ötesine geçecek olursam bu mülkiyetten ya-ı,ama onu seyretmek istersem, sahiplenme bağı silinir, sahiplenmenin ;ini artık anlamaz olurum. Pipo orada, masanın üstünde, bağım-.({byıisızca durmaktadır. Onu elime alırım, yoklarım, kendine mal edişi ger-,girmek için onu seyrederim; ama bu davranışlar tam da bana bu kendine •ifnneluızzını vermeye yönelik oldukları içindir ki hedeflerine ulaşamazlar, arasında cansız bir tahta parçasından başka bir şey yoktur. Ben jilvnim olan nesnelerin bir hedefe doğru ötesine geçtiğim zaman, onları kul-:aman, onlara sahip olmanın hazzına varabilirim. Böylece, sürdürülen aım münasebeti, yaratılmış nesnelerin mutlak ve kendinde olarak bağımsızcı da örtük bir çelişki olarak içinde barındırır. Sahiplenme büyülü bir müna-mr; ben sahip olduğum bu nesnelerim, ama dışarıda, kendimin karşısında m: onian benden bağımsızlarmış gibi yaratırım; sahip olduğum şey, ben-skr an kurtulan ve her an yarattığım bir kendinde gibi benim dışımda, her ;in dışında duran bendir. Ne var ki varlığını hep olmadığı şey aramın bir eksik gibi, tam da benim dışımda, ötelerde olduğu için, onu zaman, sahiplenilen nesne lehine kendimi yabancılaştırırım. Sa-feme münasebeti içinde güçlü terim, sahiplenilen şeydir; ben onun dışında -^^!«neıı bir hiçlikten başka bir şey değilim, sıradan bir sahiplenmeden, yeterliği da oradaki o nesnenin içinde olan bir eksikten, bir yetersizlikten !im, Sahiplenmede kendinde olarak varolduğum ölçüde kendi ■^®ın temeliyim: nitekim sahiplenme sürdürülen yaratım olduğunda, sahip-'^nesneyi de kendi varlığında benim tarafımdan temellendirilen nesne ola-
da, bu nesne bir yandan bende emilip dağılır, benden ibareiıir; öle yandan,!.^ i kende kendinde olarak ben-olmayandır, karşımdaki nesnel, kendinde, devatn], nüfuz edilemez, bana nispeten dışsallık, kayıtsızlık münasebeti içinde varolan bendir. Böylece, kendime nazaran kayıtsız ve kendinde gibi varolduğum ölçü(jj kendimin temeliyim. Oysa bu, tam da kendi-için-kendindenin projesidir. kü bu ideal varlık, kendi-için olan olarak, kendi kendisinin temeli olan birken-dinde olarak, ya da kökensel projesi bir varlık tarzı değil de bir varlık olan, tam da kendisi olduğu kendinde-varlık olan bir kendi-için olarak tanımlanır. Görül-düğü gibi, kendine mal etme, kendi-için açısından ideal olanın sembolünden ya da değerden başkaca bir şey değildir. Sahiplenen kendi-için ile sahiplenilen kendin-denin oluşturduğu çift, kendi kendisini sahiplenmek üzere olan ve sahiplendiği şey de kendi yaratısı olan varlık için, yani Tanrı için geçerlidir. Sahiplenen boy-lece kendinde varlığıyla, dışarı-varhğıyla doyuma ulaşmayı hedefler. Sahiplenme aracılığıyla, başkası-için gibi düşünülebilecek bir nesne-varlık yakalanm. Bizatihi bu yüzden başkası beni şaşırtamaz: başkasının belirlemesini sağlamak istediği varlığa ve başkası-için-ben olan varlığa ben esasen sahibim, onunla doyuma ulaşıyorum. Böylece, sahiplenme aynca başkasına karşı da bir savunmadır. Benimki, kendisinin özgür temeli olduğum, öznel-olmayan olarak bendir.
Bununla birlikte, bu ilişkinin sembolik ve ideal olma olgusu üzerinde fazlaa diretilemez. Kendi kendimin temeli olmak şeklindeki kökensel arzumu kendime mal etme edimi aracılığıyla tatmin ederken, Freud un, bir askerin Çan (yaniba basını) öldürdüğünü düşleyerek Oidipus kompleksini tatmin eden hastasındaı daha fazla bir şey yapmış olmam. O nedenledir ki mülkiyet, sahip olana hem bi kalemde, sonsuza kadar verilmiş gibi, hem de gerçekleşmek için zamanın soı juzluğunu gerektirirmiş gibi görünür. Kullanmaya ilişkin davranışların hiçbi tendine mal etme zevkini gerçek anlamda vermez; kendine mal edici daha h ta davranışlara gönderir ve bunların her biri yalnızca büyüleyici bir değere < liptir. Bir bisiklete sahip olmak, önce ona bakabilmektir, sonra ona dokunal nektir. Ama dokunmanın kendisi de yetersiz görünür; gerekli olan, gezmek i •isiklete binebilmektir. Ne var ki bu nedensiz gezinti bile yetersizdir; bisik :zun mesafeleri katedebilmek için kullanmak gerekir. Ve bu da bizi daha uz aha eksiksiz kullanımlara, Fransa içinde uzun yolculuklara gönderir, Neva u yolculuklar da bin türlü kendine mal edici tutum ve davranış halinde aj'i
